Mimarlara sorduk: Yapay zeka mimarlığı nasıl dönüştürüyor? | 29.11.2025

Mimarlık, el çizimlerinden bilgisayar destekli modellerle dijitale evrilmesinin ardından, kullanılan araçların düşünme biçimini belirlediği bir pratik olarak bugün yeni tasarım ortağı yapay zekâ ile önemli bir dönüşüm sürecinde. Yapay zekâ, tasarım kararlarının üretildiği hızdan bu kararların niteliğine kadar pek çok aşamayı yeniden tanımlarken, mimarlık alanında önemli bir tartışmanın kapısını aralıyor: Bu yeni ortak, mimarın yaratıcı sezgisini ve üretim alışkanlığını nasıl etkiliyor? Bu sorunun yanıtını ararken, uluslararası literatürdeki güncel araştırmaları ve Türkiye’de bu süreci aktif olarak deneyimleyen Melike Altınışık, Derya Toros ve Tanju Özelgin’in yapay zekâ temelli tasarım süreçlerine dair görüşlerini mercek altına aldık; tasarım pratiklerinin yapay zekâ ile nasıl evrildiğini, sürecin hangi aşamalarında bu araçlardan güç aldıklarını ve yaratıcı düşünceyi nasıl konumlandırdıklarını inceledik.

Bir veriyi işleyip ondan öğrenen ve bu öğrenme doğrultusunda yeni çıktılar üretebilen sistemler bütünü olarak tanımlanan yapay zekâ, bugün pek çok alanda karar verme süreçlerini hızlandıran bir teknoloji. Milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyebilmesi, örüntüleri tanıyabilmesi ve alternatif senaryolar önerebilmesi sayesinde, mimarlık gibi çok katmanlı girdilerle çalışan disiplinlerde giderek daha görünür bir rol üstleniyor. Tasarım sürecindeki belirsizlikleri azaltması, çeşitli form varyasyonlarını kısa sürede üretmesi ve tasarımcıya yeni düşünme alanları sunması, yapay zekâyı mimarlık sektöründe etkin bir aktör haline getiriyor.

Yaratıcılığın sabır ve zaman istediği mimarlık pratiği, çoğu zaman hızlı karar alma gerekliliğiyle de karşı karşıya. Bu bağlamda yapay zekâ, konsept geliştirme sürecinde mimarın düşünme ritmini destekleyen bir araç olarak önem taşıyor. Üretici yapay zekâ modelleri (generative models) sayesinde tek bir eskizin yerini saniyeler içinde görsel varyasyonlar alırken tasarımcı, mimarinin formu, cephe denemelerini veya mekânsal atmosferleri daha geniş bir zihinsel alanda değerlendirebiliyor. Royal Institute of British Architects (RIBA), bu araçların mimari konsept geliştirme aşamasında “yeni ihtimalleri hızlı biçimde keşfetmesini sağlayan güçlü bir araç” haline geldiğini vurguluyor.

Görsel: Zaha Hadid Architects

Dünyaca isim yapmış mimarlık ofislerinde ise bu kullanım alanının özellikle yarışma projelerinde hız kazandığını söyleyebiliriz. Örneğin İngiltere merkezli mimarlık ofisi Zaha Hadid Architects, uzun süredir yapay zekâ destekli araştırma ve geliştirme yöntemlerini projelerine entegre ettiğini açıkladı; ofis, mekânsal performans analizlerinden form arayışlarına kadar pek çok aşamada machine-learning modellerinden yararlanıyor. DALL·E ve Midjourney gibi metinden-görüntü üreten araçlarla gerçekleştirdiği denemeler, yarışma süreçlerinde konsept görsellerin kısa sürede oluşturulmasını mümkün kılıyor. Üretim hızının bu denli artması, uluslararası yarışmalardaki rekabeti belirgin biçimde yükseltirken, aynı zamanda tasarım süreçlerinin niteliğinin bu hızla birlikte korunup korunamayacağına dair yeni bir tartışmayı gündeme taşıyor.

Bu tartışmanın en kritik noktalarından biri ise, bir mekânın ruhu, hafızası ve bağlamsal kimliğini tanımlayan ‘genius loci’ kavramının yapay zekâ üretimlerinde ne ölçüde karşılık bulabildiği. Norberg-Schulz’un kapsamlı biçimde ele aldığı bu kavram; ışığın gün içindeki değişimini, topografyanın etkisini, tarihsel birikimi, kültürel belleği ve insanların mekânla kurduğu duygusal ilişkiyi içinde barındıran çok katmanlı bir olgu. Yapay zekâ ise bugün bu katmanları ancak veri üzerinden okuyup eşleştirebilecek bir kapasitede. Üretilen görüntüler kimi zaman etkileyici atmosferler yaratsa da tekrarlayan estetik eğilimler nedeniyle birbirine benzeme riski taşıyor; bu da özgün yer duygusunun görünürlüğünü zayıflatabiliyor. Bir yerin ruhunu sezmek, mekânsal hafızayı tasarıma dönüştürmek ve tüm bu unsurları özgün biçimde harmanlamak ise hâlâ mimarın duyusal, kültürel ve deneyimsel sezgisine ait bir alan olarak varlığını sürdürüyor.

Türkiye’deki mimarların deneyimleri de bu noktada iki yönlü bir hareketi işaret ediyor: Yapay zekâ yaratıcı çeşitliliği artırsa da bağlamı okuma sorumluluğunu mimarın bilgisine bırakıyor. Bu ikili yapı, yapay zekânın mimarlığa katkısını bir “ortak üretim alanı” olarak tanımlamamıza imkân veriyor.

Görsel: Melike Altınısık Architects (MAA) – LAKE Pavilion
Görsel: Melike Altınısık Architects (MAA) – LAKE House

Melike Altınısık Architects (MAA) Kurucu Mimarı Melike Altınışık, projelerinde yapay zekâ kullanımını şu sözlerle açıklıyor;

“Yapay zekâyı, tasarımın en ilham verici anlarından biri olan konsept aşamasında aktif bir aktör olarak kullanıyoruz. MAA’da projenin temel kütle ve planlama verilerini tanımlama sürecinin ardından yapay zekâ ile iş birliğine başlıyoruz. Formda, cephede yeni malzeme alternatifleriyle birlikte tasarım olasılıkları yaratıyoruz. Yapay zekâ, sadece seçenekler sunmakla kalmıyor; hızla farklı kombinasyonları gözler önüne sererek, neyi hedeflediğimizi sezgisel bir biçimde anlamamıza olanak tanıyor. Bu zengin yelpazede gezinirken, diyagramlar çiziyor, görselleştirmeler ve animasyonlarla fikirlerimize birlikte hayat veriyoruz. Teknoloji, bizim için mekanların ruhunu keşfettiğimiz büyülü bir araç; sınırları zorlayan, sürpriz karşılaşmalara olanak veren özgün yapılar yaratma sürecimizde önemli bir aktör. Böylece tasarım sürecimiz, hayalin hızla gerçeğe dönüştüğü, mimarlık, teknoloji ve doğa arasında diyalog kuran dinamik bir yolculuğa dönüşüyor.”

Görsel: Toros + Partners – Derya Toros
Görsel: Toros + Partners – Derya Toros

Toros + Partners kurucularından Derya Toros ise deneyimlerini şöyle aktarıyor;

“Yapay zekayı bir tasarımcı olarak görevlendirmiyoruz, onu bizimle birlikte düşünen hızlı bir yol arkadaşı olarak görüyoruz. Asıl yaratıcılık, projeye ruh katan o püf noktalar, özgün fikirler, derinlik ve hisli dokunuşlar her zaman insandan geliyor. Bir konseptin hikayesini, atmosferini ve tasarım dilini sezgilerimizle kuruyoruz. Yapay zekayı bu minvalde hız kazanmak için kullandığımızda, fikirlerimizi çeşitlendirip çoğaltıyoruz. Midjourney, ChatGpt, Runway ve Photoshop’un Ai özelliklerini moodboard üretimi, varyasyon arayışı ve görsel düzenlemelerde aktif olarak kullanıyoruz. Ancak özgünlüğü belirleyen yine insanın sezgisi, beyni, deneyimi ve yaratma becerisi olmalı. Bu nedenle yaratımın çekirdeğinde daima bizlerin fikirleri olmaya devam ediyor.”

Görsel: Tanju Özelgin – “Tarihî Dokuya Ek”

Tarihî tuğla dokunun yanında sessiz bir beton hacim. Oranlar, cephe ızgarası ve ışık bandının rengi; el eskizleri, 3D çalışmalar ve yapay zekâ ile üretilen yüzlerce varyasyon üzerinden geliştirilmiş, atmosferi adım adım inceltilmiş bir sahne.

Görsel: Tanju Özelgin – “Yeraltı Bahçesi ve Geçit”

Toprağın içine açılan dar bir yarıkta ot, su ve karanlık bir geçit. Işık, kot ve tempo ilişkisi; yapay zekâ destekli mekânsal senaryolar ve fiziksel eskizlerle defalarca test edilerek, bugün görülen sakin geçiş mekânına dönüşüyor.

Çalışmalarını kurucusu olduğu TO Studio bünyesinde devam ettiren Tanju Özelgin’e sorduğumuzda ise mimaride kullanılan araçların ne denli süreci etkilediği görünür hale geliyor;

“Geleneksel dönemde el çizimi, eskiz defterleri, boya, ardından 2D teknik çizim ve elle boyanan perspektiflerle düşünüyordum. Sonra aynı yaklaşımı bilgisayara taşıdım; CAD, 3D modelleme ve çok sayıda render ile küçücük hacimler için bile ışık–malzeme–oran ilişkisini onlarca kez sınadım. Görselleştirme, sunumdan çok tasarım sürecinin bir parçası oldu. Yapay zekâ döneminde ise aynı varyasyonlu düşünme biçimini metin ve görsel üreten araçlarla daha yüksek hız ve yoğunlukta sürdürüyorum. Yerime geçmiyor; tasarım sürecine yeni girdiler katıyor, reflekslerimi günbegün keskinleştiriyor, yeni alanlar açıyor. Arkada hâlâ malzeme bilgisi, mekânsal, teknik ve kültürel birikimim ve gitmek istediğim yönü tarif eden deneyimim var. Karar anında ipler hâlâ benim elimde. Kullandığım yapay zekâ ve dijital araçlar: ChatGPT (metin, kavramsal çerçeve, teknik sorular), Midjourney (form ve atmosfer varyasyonları), Photoshop ve benzeri AI araçlar (görsel rötuş, geri besleme), 3D modelleme yazılımları (mekânın fiziksel kurgusu), Suno (proje için müzik ve ritim), Luma AI ve Runway (kısa animasyonlar, video sahneleri, kamera yürüyüşleri, filmik kesitler) ve DaVinci Resolve (kurgu ve montaj).”

Sonuç olarak, yapay zekânın sunduğu bu çeşitlilik mimari üretimlerde hız kazandırsa da tek başına yön belirleyici değil, sadece araç halinde kullanıldığı takdirde katkı sağlayabiliyor. Mimarın eleştirel süzgeci ve bağlamı okuma yetisiyle ancak bir proje anlam kazanabilir; çünkü malzemeyi, kültürü, ölçeği ve mekânın ruhunu yorumlayan hâlâ tasarımcının kendisi oluyor. Bu nedenle geleceğin mimarlığı, insan sezgisiyle yapay zekânın hesaplama gücünün dengeli bir birlikteliğiyle gelişecek gibi görünüyor.

Kaynaklar:

  • Royal Institute of British Architects (RIBA). Artificial Intelligence: Midjourney for Architects. Royal Institute of British Architects. https://www.riba.org/work/insights-and-resources/professional-features/ai-professional-features/artificial-intelligence-midjourney-for-architects/
  • Wallpaper Magazine. (2023). How Zaha Hadid Architects and Nvidia are using AI to reimagine architecture. https://www.wallpaper.com/architecture/zaha-hadid-architects-nvidia-ai-in-architecture
  • Tošić, J., & STRAND. (2024). AI-Driven Architectural Production: Exploring Bias, Repetition, and Context Loss in Generative Design Tools.
  • Nermen M. Matter, Nevine G. Gado. Artificial Intelligence in Architecture: Integration into Architectural Design Process. Engineering Research Journal, 181 (March 2024), A1–A16.
  • Norberg-Schulz, C. (1979). Genius Loci: Towards a Phenomenology of Architecture. Rizzoli.