Dünyaca Ünlü Mimarlık Ofislerinden Açıklanan Konsept Tasarımları – Ağustos’26

Dünyaca ünlü mimarlık ofislerinin üzerinde çalıştıkları mimari projelerin konsept aşamalarını paylaştığımız serimizin Ağustos ayı seçkisi, SANAA, Snøhetta, Carlo Ratti Associati & Park Associati, Herzog & de Meuron ve MVRDV imzalı projeleri içeriyor. Sağlık ve kültür yapılarından kentsel dönüşüm projelerine uzanan, kamusal alanı yeniden yorumlayan bu projeler, mimarlığın güncel yönelimlerini farklı ölçek ve bağlamlarda ortaya koyuyor.

National Museum of Ecuador | SANAA

Görsel: SANAA + A0-CPA-JHS

SANAA öncülüğünde Caá Porá Arquitectura, Estudio A0, Jerome Haferd Studio ve Taller Capital Landscape iş birliğiyle geliştirilen “Living Strata”, Quito’daki Ekvador Ulusal Müzesi’nin yeni tasarımı olarak seçildi. İlk olarak yarışmayı Studio Alberto Campo Baeza ve yerel mimarlık ofisi MAODA’nın önerisi kazansa da, tasarımın kamuoyunun tepkisi üzerine geri çekilmesinin ardından finalistler yeniden değerlendirildi ve süreç SANAA’nın önerisinin seçilmesiyle sonuçlandı. Terakota tuğlalarla kaplanan kavisli yapı, birbirine bağlanan dikey meydanlar aracılığıyla Ekvador’un kültürel çeşitliliğini ve kolektif hafızasını mimari bir anlatıya dönüştürüyor.

Görsel: SANAA + A0-CPA-JHS

Kolomb öncesi ve sonrası kültürlerden esinlenen tasarım, temel form olarak daireyi kolektif hafızanın, bir araya gelmenin ve kozmosla kurulan bağın bir ifadesi olarak benimsiyor. Dokuz katlı yapının ana kütlesini delen dairesel boşluklar, avlular ve peyzaj alanları oluşturarak doğal ışığı yapının farklı katmanlarına taşıyor. Üst katlarda galeriler yer alırken, zemin seviyesindeki plaza La Carolina Parkı’nın devamı olarak kamusal yaşama açılıyor. Yapının kavisli formu, aynı zamanda kente hâkim Pichincha Yanardağı’yla diyalog kurmayı amaçlıyor. Temel atma töreninin 2027’de yapılması bekleniyor.

Paimio Sanatorium | Snøhetta

Görsel: Proloog/Snøhetta

Kısa süre önce UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Aalto Works serisinin 13 yapısından biri olan Paimio Sanatoryumu, Snøhetta’nın hazırladığı yeni tasarımla sağlık, konaklama ve kültür programlarını bir araya getiren bir otele dönüştürülüyor. Aino ve Alvar Aalto tarafından 1933 yılında tüberküloz hastaları için tasarlanan yapıda, hasta odalarının yatak odalarına çevrilmesi ve bazı odaların birleştirilerek daha geniş süitler oluşturulması planlanıyor. Eski ameliyathane kanadı ise 200 kişi kapasiteli, huş ağacı çıtalı duvar kaplamasına sahip esnek bir konferans salonuna dönüştürülürken, yapıya yeni bir ziyaretçi girişi eklenecek.

Görsel: Proloog/Snøhetta

Sakin ve sade bir konaklama alanı olarak kurgulanan hasta kanadında, sonradan camla kapatılan ikonik güneş balkonlarının yeniden açılması planlanıyor. Alt katta ormana doğrudan erişim sunan bir spa ile doğaya yakınlığı iyileşmenin önemli bir parçası olarak gören Aalto’ların özgün vizyonu yeniden öne çıkarılıyor. Snøhetta’nın önerisi, yeni müdahaleleri mevcut mimariden ayrıştırırken Aalto’ların ışık, doğa ve iyileşme arasındaki ilişkiye dayanan tasarım anlayışını korumayı hedefliyor.

Spedali Civili Hospital | Carlo Ratti Associati & Park Associati

Görsel: Carlo Ratti Associati

Carlo Ratti Associati ve Park Associati, İtalya’nın Brescia kentindeki Spedali Civili Hastanesi’ni kapsamlı bir biçimde dönüştürecek yeni bir sağlık kampüsü tasarladı. Mevcut hastanenin altıgen yerleşiminden hareketle, proje kapsamında 19. Yüzyıldan kalma bloklardan biri ahşap ve çelikten oluşan hibrit bir yapıyla değiştirilirken, ayrı bir çocuk hastanesi de komplekse ekleniyor. Alpler’e doğru uzanan, birbirine bağlı üç kanattan oluşan yeni hastane yapısı toplam 745 yatak kapasitesine sahip olacak.

Görsel: Carlo Ratti Associati

Kanatlar arasında geniş kamusal meydanlar ve zemin katta boydan boya uzanan bir giriş pavyonu yer alırken, bu alanlar hastanenin tamamını çevreleyen ve ofislerin “Yeşil Halka” olarak tanımladığı bir kilometrelik parka bağlanıyor. Lojistik işlevlerin yeraltına taşındığı projede, yeryüzü insanlara, yeşil alanlara ve yaya yollarına ayrılıyor; yüksek performanslı cephelerle çevrelenen kanatların uçlarında ise çok katlı kış bahçeleri bulunuyor. Mevcut tarihi yapılar yenilenerek eğitim tesislerine dönüştürülürken, çocuk hastanesi bitkili teraslara sahip üç silindirik yapıdan ve merkezî bir atriyumdan oluşuyor.

Al Maha Island Masterplan | Herzog & de Meuron

Görsel: Herzog & de Meuron

Herzog & de Meuron, Katar’ın Lusail kıyıları açıklarında yer alan 230.000 m²’lik yapay Al Maha Adası için geliştirdiği güncellenmiş master planı ve adanın güney ucunda konumlanacak Lusail Müzesi’nin tasarımını paylaştı. 2022 FIFA Dünya Kupası öncesinde eğlence ve dinlenme merkezi olarak hizmete açılan ada, “akıllı şehir” Lusail’in bir parçası. Yerel ve kuraklığa dayanıklı bitkiler, su kenarı yürüyüş ve bisiklet yolları ile kamusal sanat alanlarını bir araya getiren planın kültürel odağını oluşturan müzeyi Jacques Herzog, “dikey katmanlı bir çarşı ya da tek bir bina içindeki minyatür bir şehir” olarak tanımlıyor.

Görsel: Herzog & de Meuron

Müzenin kütlesi, birbiriyle kesişen üç kürenin şekillendirdiği iki ana bölümden oluşuyor: dolunayı çağrıştıran bir hacim ve onu çevreleyen hilal. Kamusal işlevler, doğal tavan aydınlatmasına sahip hilal şeklindeki bir iç caddeyle birbirine bağlanırken, kumu andıran toprak dokulu cephedeki pencereler iç mekânları doğrudan güneş ışığından koruyor. Yapı, Katar Müzeleri’nin Oryantalist sanat koleksiyonuna ve araştırmaya odaklanan Lusail Enstitüsü’ne ev sahipliği yapacak.

Bihailou Art Village | MVRDV

Görsel: MVRDV

MVRDV, Çin’in Shenzhen kentindeki Shatoujiao bölgesinde inşası devam eden Bihailou Sanat Köyü’nün tasarımını paylaştı. 6.500 metrekarelik kültür kompleksi; müze, tiyatro, sergi alanları, mağaza ve restoranları farklı renk, form ve malzemelere sahip üst üste yığılmış hacimlerde bir araya getiriyor. Çevredeki yapıların ve daha önce arazide bulunan restoranın mimari özelliklerinden esinlenen proje, MVRDV tarafından mevcut mahalle dokusunun yeniden yorumlandığı bir “dikey köy” olarak tanımlanıyor.

Görsel: MVRDV

Programları tek bir büyük yapı içinde toplamak yerine her işlevi bağımsız bir hacme yerleştiren tasarımda, yapılar merdiven, yürüyen merdiven ve rampalardan oluşan açık bir dolaşım ağıyla birbirine bağlanıyor. Zemin seviyesindeki peyzajlı meydan, üst katlardaki halka açık çatı teraslarıyla devam ederek kompleks boyunca farklı kamusal alanlar oluşturuyor. Üst üste yığılan hacimlerin meydana doğru uzanan çıkmaları ise güneş ve yağmurdan korunan gölgeli alanlar yaratarak yapının kamusal karakterini güçlendiriyor.