Dünyaca ünlü mimarlık ofislerinin üzerinde çalıştıkları mimari projelerin konsept aşamalarını paylaştığımız serimizin Haziran ayı seçkisinde Gensler, Cobe, UNStudio & Settanta7, ZGF Architects ve Stefano Boeri Architetti imzalı çalışmalara yer veriyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarında konumlanan bu yapılar; veri merkezlerinden müzelere, ulaşım altyapılarından kentsel dönüşüm alanlarına kadar uzanan program çeşitliliğiyle güncel mimari sorunlara farklı ölçeklerde çözüm arıyor.
Stratos Hyperscale Data Center | Gensler

Gensler tarafından tasarlanan Stratos Hyperscale Veri Merkezi, Utah eyaletinde geliştirilmekte olan Wonder Valley projesinin bir parçası olarak dünyanın en büyük veri merkezlerinden biri olmaya hazırlanıyor. O’Leary Digital tarafından geliştirilen proje, 7,5 gigawatt kapasitesiyle yalnızca veri işleme altyapısı sunmakla kalmayıp aynı zamanda teknoloji odaklı yeni bir yerleşim modelinin de temelini oluşturmayı hedefliyor.

40.000 dönümlük geniş bir arazi içerisinde planlanan master plan, birbirinden ayrılmış altı veri merkezi kümesi, güneş enerjisi alanları ve karma kullanımlı bir inovasyon bölgesi içeriyor. Çöl iklimine uyum sağlayacak şekilde açık renkli cephelerle tasarlanan yapılar, enerji verimliliğini destekleyen bir mimari yaklaşım benimsiyor. Proje, geleneksel veri merkezi tipolojisini geniş ölçekli bir teknoloji kampüsü anlayışıyla yeniden yorumlayarak dijital altyapının geleceğine yönelik yeni bir vizyon ortaya koyuyor.
IKEA The Museum of Furniture Studies | Cobe

Danimarkalı mimarlık ofisi Cobe, İsveç’in Älmhult kentindeki eski bir IKEA deposunu müzeye dönüştürme projesi için seçildi. IKEA’nın genel merkezinin bulunduğu kentte konumlanacak olan Museum of Furniture Studies, mobilya tasarım tarihini güncel tasarım yaklaşımlarıyla bir araya getirerek araştırma, sergileme ve üretim faaliyetlerini aynı çatı altında toplamayı amaçlıyor.

Tasarım, mevcut çelik taşıyıcı sistemi, çatı kirişlerini ve beton zemini koruyarak yapının endüstriyel karakterini görünür kılıyor. Cepheye eklenen geniş açıklıklar iç mekânı gün ışığıyla buluştururken, yeni ahşap strüktür sayesinde asma katlar ve sergileme alanları oluşturuluyor. Müzenin merkezinde yer alan çift yükseklikteki “kanyon”, iki kat arasında görsel süreklilik sağlayarak geçici sergilere ev sahipliği yapacak dinamik bir kamusal odak oluşturuyor. Yapının 2027 yılında ziyaretçilere açılması planlanıyor.
Turin Metro Line 2 | UNStudio & Settanta7

UNStudio ve Settanta7 liderliğinde geliştirilen Torino Metro Hattı 2 tasarımı, uluslararası jüri tarafından seçilen proje olarak kentin ulaşım altyapısına yeni bir kimlik kazandırmayı hedefliyor. Tasarımın çıkış noktası, Torino’nun tarih boyunca gelişimini şekillendiren nehirler, portikler ve hareket ağlarından beslenen “akış” kavramı olmuş.

Toplam 32 istasyondan oluşacak sistem için geliştirilen mimari dil, ağ kimliği, sistem kimliği ve istasyon kimliği olmak üzere üç katmanlı bir yaklaşım üzerine kurulu. Alüminyum, porselen seramik ve terrazzo referanslı yüzeylerin kullanıldığı istasyonlar, ulaşım deneyimini yalnızca işlevsel bir süreç olmaktan çıkararak bütüncül bir kamusal deneyime dönüştürüyor. Modüler tasarım anlayışı sayesinde her istasyon bulunduğu çevreyle ilişki kurarken, tüm hat boyunca tutarlı bir görsel ve mekânsal bütünlük korunması hedeflenmiş. Proje, metroyu yalnızca bir ulaşım sistemi değil, kent yaşamını şekillendiren yeni bir kamusal omurga olarak ele alıyor.
Navy SEAL Museum | ZGF Architects

ZGF Architects, San Diego sahilinde konumlanacak yeni Navy SEAL Müzesi için bölgenin karakterini ve özel operasyon birimlerinin dayanıklılığını yansıtan tasarım önerisi geliştirdi. Lane Field Park ile sahil promenadını birbirine bağlayan proje, müzeyi kamusal yaşamın parçası olan yeni bir kent mekânı olarak kurguluyor.

Metalik hacimler, keskin geometriler ve delikli metal yüzeylerden oluşan yapı, fiziksel güç ve hassasiyet arasındaki ilişkiyi mekânsal olarak ifade ediyor. Yapının merkezinde yer alan atriyum, ziyaretçi deneyiminin odak noktasını oluştururken çok katlı sergi düzenleriyle etkileyici bir iç mekân yaratıyor. Dış mekânda yer alan yansıtma havuzu ve kamusal avlu alanları ise yapıyı liman çevresiyle bütünleştiriyor. 2032 yılında tamamlanması planlanan müzenin, San Diego’nun yeni simgesel yapılarından biri olması hedefleniyor.
Depositi delle Vittorie Regeneration | Stefano Boeri Architetti

Stefano Boeri Architetti tarafından geliştirilen Depositi delle Vittorie dönüşüm projesi, Roma’daki eski ATAC deposunu çok işlevli bir kamusal merkeze dönüştürerek mahallenin sosyal ve kültürel yaşamını yeniden canlandırmayı amaçlıyor. Prati–Delle Vittorie bölgesinde yer alan proje, mevcut yapıyı korurken yeni kamusal alanlar ve yoğun yeşil dokularla desteklenen sürdürülebilir bir kentsel dönüşüm modeli öneriyor.

16.000 metrekarelik alana yayılan proje; kültürel etkinlikler, çalışma alanları, ticari kullanımlar ve sosyal mekânları bir araya getiriyor. Tasarımın en dikkat çekici unsuru ise yapının üzerinde yükselen 8.000 metrekarelik çatı bahçesi. Labirentimsi bir rota olarak tasarlanan bu yeşil alan, sanat enstalasyonları, seyir noktaları ve dinlenme alanlarıyla kentsel yaşamın yeni odaklarından biri olmayı hedefliyor. Yerel bitki türleriyle oluşturulan peyzaj kurgusu, biyolojik çeşitliliği desteklerken Roma’nın yoğun kent dokusuna yeni bir ekolojik katman kazandırıyor. Böylece proje, mimarlık ve peyzajı bütünleştiren çağdaş bir kentsel yenileme yaklaşımı ortaya koyuyor.
Kaynaklar: archdaily.com, dezeen.com








Yorum Yazın!