Sinema ve Mimarlık: Modern Family Üzerine Bir İnceleme

Modern Family, 2009–2020 yılları arasında yayımlanmış olan, belgesel tarzı çekilmiş Emmy ödüllü bir Amerikan sitcomu. Los Angeles banliyölerinde yaşayan, Jay Pritchett aracılığıyla birbirine bağlı üç farklı aileyi konu alan dizi, modern aile kavramını yeniden tanımlayarak bunu mekanlar üzerinden görünür kılıyor. Dizide mimari, yalnızca bir arka plan olarak değil, karakterlerin yaşam biçimlerini, sosyal rollerini ve kişisel dinamiklerini seyirciye anlatan temel bir unsur olarak öne çıkıyor.

Bu yazıda, Modern Family dizisinde yer alan üç farklı aile tipini yaşadıkları konutlar üzerinden inceleyeceğiz.

Sade ve cesur: Jay ve Gloria Pritchett’ın Evi

Ailenin babası Jay, genç eşi Gloria ve oğlu Manny’le birlikte modern, sade ve şık bir evde yaşıyor. İkilinin hayatlarının birleşmesi, evin tasarımındaki ince detaylarla ima ediliyor. Açık kat planı, modern yapısı ve göz alıcı dekoruyla ev, sofistike bir hava yayıyor. Jay’in açık sözlü, net ve düzeni tercih eden tavrı; evin keskin çizgilerinde, düzenli kaplamalarında ve kontrollü renk paletinde yansıtılıyor. Buna karşılık Gloria’nın Kolombiya kökenlerinden gelen sıcak tavrı; renkli yastıklar, tropikal bitkiler ve cesur desenlerle mekâna dahil oluyor. Jay’in yeniliklere kapalı ve renksiz tarafını yansıtan ev, aileye Gloria’nın katılımıyla başka bir sıcaklığa kavuşuyor.

Cesur renkler ve desenler bu evde sıkça kullanılsa da ev hep sakinmiş izlenimi veriyor. Bu sakinliği, Jay ve Gloria çiftinin iç dinamiklerinin dekorasyona yansımasıyla anlıyoruz. İçeride çoğunlukla gürültülü bir ilişkiyken, evdeki sakin ve düzenli ortam ilişkilerinin ne denli yerinde ve oturmuş olduğunu hissettiriyor. Farklı kişilikleri yansıtan bu ev, çiftin karşıtlıklar üzerinden kurduğu uyumun fiziksel bir temsili.

Aile, toplu buluşmalarda Pritchett Evi’ni tercih ediyor. Sıklıkla aile üyelerini bu lüks evin havuzunda vakit geçirirken, özel günlerde Cam ve Gloria’yi mutfakta yemek yaparken, Jay’i ise salonda en çok uğradığı bar kısmında viskisini yudumlarken görüyoruz. Herkes bu evdeyken oluşan gürültü ve kaos ortamı, evin farklı noktalarında bize hissettiriliyor. Fakat gün sonunda yine aynı yerde, tüm kaoslardan ve problemlerden arınmış mutlu bir aile görüyoruz.

Kaosun hâkim olduğu o ev: Phil ve Claire Dunphy’nin Evi

Jay’in kızı Claire, damadı Phil ve üç çocuklarının yaşadığı bu ev, Pritchett evinin aksine klasik Amerikan banliyö yaşamını yansıtıyor. Ahşap kaplama cephesi ve bakımlı çimleriyle daha ilk bakışta samimi ve ulaşılabilir bir atmosfer sunuyor. Merdiven duvarında asılı aile fotoğrafları, evin daha girişinde bize aileyle ilgili çok şey anlatıyor. Mutlu ve sıradan aile pozları, aslında hiç de sıradan olmayan bu ailenin dış dünyaya vermek istediği imajı temsil ediyor.

İç mekânda estetik kaygıdan çok konfor ve işlevsellik öne çıkıyor. Açık mutfakta, mutfak adasında çocuklar kahvaltı yaparken, Claire’i adanın arkasında hem ev işlerini yürütüp hem de çocukları hizaya sokmaya çalışırken görüyoruz. Mekânın açık kurgusu, Claire’in kontrol çabasını görünür kılıyor. Açık rafları ve buzdolabındaki çeşitli mıknatıslarla mutfak, Claire’in organizasyon becerilerini (ya da en azından bu yöndeki çabalarını) sergiliyor ve üç çocuklu bir ailenin kaçınılmaz kaosunu açığa çıkarıyor. Buna karşılık Phil, yüzündeki gülümsemeyle kaosla barışık bir halde evde rahatça dolaşıyor.

Büyük kanepeleri ve hafif yıpranmış sehpasıyla oturma odası, aile üyelerinin bir araya geldiği bir buluşma noktası. Şık olma çabası olmayan fakat fazlasıyla konforlu gözüken bej rengi koltuklar, büyük desenli yastıklarıyla ailenin renkli ve rahata düşkün iç dünyasını yansıtıyor. Eşsiz posterleri ve biblolarıyla çocuk odaları ise gelişmekte olan kişilikleri hakkında fikir veriyor.

Bu ev Phil’in enerjik ve dışa dönük duruşunu, Claire’in uygulamakta zorlandığı düzen takıntısını ve çocukların gelişen kimliklerini aynı anda yansıtıyor. Mekân, repliklerden önce bize karakterleri tanıtıyor ve seyirciye estetik kaygılarından arınmış olarak kendimiz olmanın, olabilmenin mümkün olduğunu hissettiriyor. Her kavgaya ve tartışmaya rağmen, gün burada hep mutlu bitiyor.

Farklı kişilikler ve ortak zevkin birleşimi: Cam Tucker ve Mitchell Pritchett’in Evi

Jay’in oğlu Mitchell, eşi Cam ve evlat edindikleri kızları Lily, tarihi bir binanın giriş kat dairesinde yaşıyorlar. Pritchett ailesinin ciddi, düzenli, materyalist ve alaycı tavrına sahip Mitchell ve eşinin aksine duygularını uçlarda yaşayan, sanata ve gösterişe düşkün, çiftlikte büyümüş olan Cam’i görüyoruz. Binanın geleneksel cephesi ve tamamını çevreleyen mevsimsel sarmaşıklar Cam’in kökenlerini ve dramatik tarafını yansıtırken, çevre avukatı olan Mitchell’ın tarihî mirasa duyduğu saygıyı da temsil ediyor.

Evin iç tasarımına baktığımızda teatral bir havanın hâkim olduğunu görüyoruz. Canlı renkler ve orta yüzyıl modern unsurlarının bir araya geldiği bu evde, atmosfer diğer evlerden biraz daha farklı. Karakterlerin zıt kişiliklerini aynı zeminde buluşturduğu, kişiliklerini estetik zevkleriyle harmanlayarak ortak noktada birleştirdiği bir tasarım karşımıza çıkıyor. Oturma odasındaki şık ve pahalı beyaz koltuk, evin öne çıkan parçası olarak bizi karşılıyor. Bu seçim Mitchell’ın ölçülü ve düzenli tavrını, Cameron’ın ise savurgan ve gösterişli kişiliğini temsil ediyor.

Mutfak ile oturma odası arasında açılmış boşluk, evde sürekli var olan sohbet havasını destekliyor. Salona ilk girdiğimizde bizi karşılayan büyük aile tablosu ise bu ailenin tüm zorluklara rağmen birbirlerine duydukları sevgiyi ve romantizmi görünür kılıyor.

Sinema, mimarlığı yalnızca arka plan olarak kullanmıyor; onu dramatik anlatının aktif bir bileşenine dönüştürüyor. Seyirci; hikâyeyi yalnızca diyaloglarla değil, mekânı okuyarak da takip ediyor. Modern Family’de gördüğümüz üç ev, tam da bu şekilde, sinema ve mimarlığın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren en güçlü örneklerden biri olarak tarihte yerini alıyor.