Dünyaca ünlü mimarlık ofislerinin üzerinde çalıştıkları mimari projelerin konsept aşamalarını paylaştığımız serinin Ekim ayı seçkisinde BIG (Bjarke Ingels Group), Dorte Mandrup, Estúdio Módulo, Foster + Partners ile RSHP ve ERRE imzalı projelere yer veriyoruz. Kamusal alan, mevcut yapıların yeniden kullanımı, peyzajla kurulan ilişki ve ulaşım altyapısının dönüşümü gibi konuların öne çıktığı seçki, günümüz mimarlığının değişen ihtiyaçlarına ve güncel yönelimlerine ışık tutuyor.
Tirana Fountain Plaza | Bjarke Ingels Group (BIG)

BIG, Arnavutluk’un başkenti Tiran’da Rinia Parkı’nın kenarında konumlanacak Tirana Fountain Plaza için açılan uluslararası yarışmayı kazandı. Daireler, ofisler, otel ve kültürel alanları bir araya getiren karma kullanımlı proje, ince sütunlar üzerinde yükselen ve üst üste yerleştirilmiş beyaz disklerden oluşan hafif bir kütle olarak tasarlanıyor. Cam cepheleri çevreleyen delikli yüzeyler yapıya bulut benzeri bir görünüm kazandırırken, zemin seviyesinin büyük ölçüde kamusal kullanıma ayrılması parkın sürekliliğini koruyor.

Proje, yalnızca yeni bir yapı üretmek yerine Rinia Parkı’nın peyzajını genişleten bir kamusal alan stratejisi öneriyor. Mevcut çeşmenin korunarak kapalı devre bir su sistemine dahil edilmesi, yağmur suyunun toplanıp peyzaj sulamasında yeniden kullanılmasına olanak tanıyor. Bahçeler, meydanlar ve su öğeleriyle desteklenen park Lana Nehri’ne bağlarken, mimari ve peyzaj tek bir kamusal deneyimin parçaları olarak ele alınıyor.
The Whale | Dorte Mandrup

Dorte Mandrup’un Norveç’in Andøya Adası’nda tasarladığı The Whale, Kuzey Kutup Dairesi’nin yaklaşık 300 kilometre kuzeyindeki Andenes kıyısında deniz yaşamına odaklanan kültürel ve bilimsel bir merkez olarak geliştiriliyor. Bölgenin topografyasını takip eden alçak ve kavisli formu, yapıyı bağımsız bir nesne olmaktan çıkararak kayalık kıyının doğal bir uzantısı gibi ele alıyor. Geniş açıklıkları sınırlı sayıda taşıyıcıyla geçen parabolik çatı sistemi, iç mekânda kesintisiz sergi alanları oluştururken zorlu iklim koşullarına da yanıt veriyor.

Yerel taş ve bitki örtüsüyle kaplanması planlanan çatı, ziyaretçilerin üzerinde yürüyebileceği bir seyir alanına dönüşerek Norveç Denizi ve çevredeki takımadalara açılması planlanıyor. İç mekânda sergi alanları, ofisler, kafe ve perakende birimleri geniş cam yüzeylerle kıyı peyzajına bağlanıyor. Yapı ile peyzaj arasındaki sınırı mümkün olduğunca belirsizleştiren proje, balina gözlem kültürünü ve bölgenin deniz ekosistemini mimari deneyimin merkezine taşıyor.
Itaú Cultural | Estúdio Módulo

Estúdio Módulo, São Paulo’nun önemli kültür akslarından Paulista Caddesi’nde inşa edilmesi planlanan Itaú Cultural genel merkezi için düzenlenen yarışmayı kazandı. İnce ve dikdörtgen bir kule olarak tasarlanan yapı, sergi, performans, eğitim ve üretim alanlarını aynı çatı altında topluyor. Cam cepheyi çevreleyen yarı saydam beyaz güneş kırıcılar, iç mekândaki renkleri gün ışığı ve bakış açısına göre farklı biçimlerde görünür kılarak cepheye hareketli, neredeyse kinetik bir karakter kazandırıyor.

Brezilya somut sanatının mirası, çağdaş teknolojiler ve yerel el sanatlarından ilham alan tasarım, kurum ile kent arasındaki ilişkiyi güçlendirmeyi amaçlıyor. Sokak seviyesindeki açık giriş alanı ve teraslar kamusal kullanımı desteklerken, yer altındaki performans mekânlarında tiyatro ve oditoryum yer alıyor. 2031 yılında açılması planlanan yapı, Paulista Caddesi üzerindeki diğer kültür kurumlarıyla birlikte bölgenin kamusal ve sanatsal kimliğine yeni bir katkı sunmayı hedefliyor.
Battersea Power Station Offices | Foster + Partners

Foster + Partners, Apple’ın Londra’daki ekiplerini bir araya getirecek yeni ofislerini, kentin önemli endüstri mirası yapılarından Battersea Power Station’ın eski kazan dairesi içinde tasarlıyor. Altı kata yayılan çalışma alanları, büyük ve cam örtülü bir atriyumun çevresinde düzenlenerek farklı ekipler arasında görsel ve fiziksel bağlantılar kurulmasını sağlıyor. Katları birbirine bağlayan köprüler ve ortak kullanım alanları, yapının endüstriyel ölçeğini daha geçirgen bir çalışma ortamına dönüştürüyor.

Tasarımda mevcut yapının karakterini korumak önemli bir çıkış noktası. Tuğla kaplı balkonlar, santralin özgün malzeme diline gönderme yaparken doğal ışık alan iç mekânlar ve yoğun bitkilendirme çalışanların günlük deneyimini destekliyor. Foster + Partners’ın yaklaşımı, Battersea Power Station’ın endüstriyel geçmişini görünür tutarak yapıyı çağdaş çalışma biçimlerine uyarlıyor ve yeniden işlevlendirme sürecine yeni bir katman ekliyor.
Valencia Central Station | RSHP & ERRE

RSHP ve ERRE, mühendislik firması Sener ile birlikte Valensiya’nın yeni merkez istasyonu için geniş çatı kanopileri ve kamusal yeşil alanlarla şekillenen bir ulaşım merkezi tasarladı. Yüksek hızlı tren, banliyö treni ve metro hatlarının yer altına alınmasıyla rayların kapladığı yüzeyin kent kullanımına açılması ve bu alanın doğrusal bir parka dönüştürülmesi planlanıyor. Hafif ve kavisli çatı örtüleri ise doğal ışık ve havanın peron seviyelerine ulaşmasını sağlayarak yer altındaki istasyonun daha açık ve ferah algılanmasına yardımcı oluyor.

Yeni istasyon, mevcut tarihi Kuzey İstasyonu ile aralarında oluşturulacak kamusal meydan aracılığıyla bütünleşiyor. Rayların yer altına taşınmasıyla yürüyüş, bisiklet ve rekreasyon alanlarına yer açılması, iki istasyon arasındaki fiziksel ve görsel bağı da yeniden kurguluyor. Modüler bir sistemle geliştirilmesi planlanan proje, inşaat sürecini ve malzeme kullanımını azaltmayı hedefliyor ve ulaşım altyapısını kenti bölen bir unsurdan kamusal yaşamı destekleyen yeni bir kentsel omurgaya dönüştürüyor.
Kaynaklar: archdaily.com, dezeen.com









Yorum Yazın!