Şilili mimar Smiljan Radić Clarke 2026 Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. Santiago’da doğan ve çalışmalarını burada sürdüren Radić, 1995 yılında kurduğu kendi adını taşıyan ofisiyle mimarlık pratiğini bilinçli olarak küçük ölçekte tutarak deneysel ve bağlama duyarlı bir üretim anlayışı geliştirdi. Çalışmaları; malzeme deneyi, mekânsal algı ve peyzajla kurduğu hassas ilişki etrafında şekilleniyor. Radić’in mimarlığı çoğu zaman sakin ve yalın bir dil taşıyor. Yapıları ziyaretçileri biçimsel gösteriden çok atmosfer, hareket ve algı yoluyla mekânı deneyimlemeye davet ediyor.

1965 yılında Santiago’da göçmen bir ailede doğan Radić’in babasının kökenleri Hırvatistan’ın Brač şehrine, annesinin kökenleri ise Birleşik Krallık’a dayanıyor. Bu çok katmanlı kültürel arka plan, aidiyet duygusunun yüksek olduğu bir ortamda büyümesini sağladı. Radić’in mimarlığa giden yolu ani bir aydınlanma değildi; aksine, bir dizi deneyim, şüphe ve keşif yoluyla kademeli olarak ortaya çıktı.
Çocukluk yıllarında resimle yakından ilgilenen Radić, mimarlıkla ilk kez 14 yaşında resim öğretmeninin verdiği bina tasarlama ödeviyle tanıştı. Mimarlık eğitimini Pontificia Universidad Católica de Chile’de tamamladı; ardından İtalya’ya giderek Istituto Universitario di Architettura di Venezia’da tarih okudu. Bu dönem, onun entelektüel gelişimi açısından belirleyici bir deneyim olarak görülüyor.

Üniversite yıllarında tanıştığı heykeltıraş Marcela Correa ile kurduğu diyalog da Radić’in mimarlık anlayışını derinden etkiledi. Correa daha sonra hem eşi hem de zaman zaman birlikte çalıştığı bir üretim ortağı oldu. İkili 1997’de And Dağları’nda 24 metrekarelik küçük bir konut olan Casa Chica’yı inşa ettiler. Bu yapı, Radić’in mimarlığı hem fiziksel bir inşa süreci hem de kavramsal bir araştırma alanı olarak ele alan yaklaşımının ilk örneklerinden biri.
Radić, ofisini kurduğundan beri özellikle küçük ölçekli ve bilinçli olarak sınırlı bir pratik sürdürmeyi tercih etti. Ölçekleri farklılık gösterse de projeleri deneysel yaklaşım ve bağlama özgülük konusundaki tutarlı tavrını koruyor. Çalışmaları arasında özel konutlar, kültürel yapılar, enstalasyonlar ve kamusal binalar bulunuyor; çoğu proje peyzaj, ışık ve yapı ilişkisine gösterilen dikkatle öne çıkıyor.

Şili’de gerçekleştirdiği projelerin yanı sıra uluslararası ölçekte de tanınırlığı artmasına rağmen Radić, üretimini büyük kurumsal ölçeklerden ziyade gözlem üzerine kurulu bir anlayışla sürdürmeye devam etti. Zaman içinde pratiği enstalasyonlar, sergiler ve iş birlikleriyle genişleyerek mimarlık araştırmasını geleneksel yapı tipolojilerinin ötesine taşıdı ve 2014 yılında Londra’daki Serpentine Gallery Pavilion’u tasarladı. 2017’de ise Santiago’daki stüdyosunda kurduğu Fundación de Arquitectura Frágil vakfı aracılığıyla sergiler, atölyeler ve ortak araştırmalarla mimarlığın disiplinlerarası ve kolektif yönünü destekleyen çalışmalar yürütmeye başladı.
Bugün Radić, Santiago’da yaşamayı ve üretmeyi sürdürüyor. Mimarlık pratiği; büyük ölçekli kurumsal üretimden ziyade dikkatli gözlem, malzeme duyarlılığı ve mekânsal deneyime odaklanan kişisel bir yaklaşım üzerine kurulu olmaya devam ediyor.
Kaynak: archdaily.com









Yorum Yazın!