Mimarlık sektörünün tanınmış ofisleri, 2026 yılına yönelik yeni projelerini paylaşarak mimari çalışmalarına yeni bir soluk getiriyor. Mimari konsept seçkimizin şubat ayı serisi; havacılık altyapılarından kültür yapıları ve müze komplekslerine, kıyı yerleşimlerinden arşiv ve depo yapılarına uzanan program çeşitliliğini kapsıyor. Zaha Hadid Architects, Snøhetta, David Chipperfield Architects, MAA – Melike Altınışık Architects ve Peter Pichler Architecture imzalı projeler; farklı coğrafyalarda, kamusal yaşam, peyzaj ve mimarlık arasındaki ilişkileri sorguluyor, yaratıcı ve sürdürülebilir çözümler üretmeyi vadediyor.
Bishoftu International Airport | Zaha Hadid Architects (ZHA)

Zaha Hadid Architects tarafından Etiyopya’nın Bishoftu kentinde tasarlanan Bishoftu Uluslararası Havaalanı, Afrika kıtasının bugüne kadar planlanan en büyük havacılık altyapı projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Etiyopya ve Afrika Birliği’nin başkenti Addis Ababa’nın yaklaşık 40 kilometre güneyinde konumlanan terminal, ülkenin küresel bir havacılık merkezi olma hedefini destekleyecek şekilde kurgulanmış. İlk fazının 2030 yılında hizmete açılması planlanan proje, Ethiopian Airlines tarafından işletilecek ve yüksek transfer oranlarına sahip bir merkez olarak çalışacak.

660.000 metrekarelik terminal alanı ve yıllık 60 milyon yolcu kapasitesindeki yapı, tamamlandığında dört pist ve 270 uçaklık park alanıyla 110 milyon yolcuya hizmet verecek şekilde genişletilecek. Büyük Rift Vadisi’nden esinlenen merkezi omurga etrafında organize edilen plan şeması ile transfer mesafelerinin minimuma indirgenmesi amaçlanmış. Doğal havalandırma, güneş gölgeleme sistemleri ve fotovoltaik panellerle desteklenen terminal, LEED Gold sertifikası hedefiyle tasarlanıyor.
Beijing Art Museum | Snøhetta

Snøhetta’nın Pekin Mimari Tasarım Enstitüsü (BIAD) ile birlikte geliştirdiği Beijing Sanat Müzesi projesi, Tongzhou bölgesinde bir metro hattının üzerinde konumlanan kültürel bir merkez olarak tasarlanıyor. Dairesel bir avlu etrafında yerleşen dikdörtgen hacimlerden oluşan yapı, hem sergi mekânlarını hem de kamusal buluşma alanlarını tek bir mekânsal organizasyon içinde bir araya getiriyor.

Cam kaplı uç cephelere sahip galeriler, merkezi atriyumdan yayılarak birbirine bağlanıyor. Atriyum boyunca uzanan kavisli merdiven, ziyaretçi sirkülasyonunu tanımlarken Snøhetta’nın “yarı açık cepler” olarak tanımladığı esnek sergi ve buluşma alanlarını barındırıyor. Yapının radyal plan kurgusu, su ögeleri ve heykellerle zenginleştirilen peyzaj tasarımı, mimari ve açık alan arasında süreklilik sağlıyor.
Nobel Center | David Chipperfield Architects

David Chipperfield Architects’in Berlin ofisi tarafından geliştirilen Nobel Center projesi, Stockholm’de Slussen bölgesinde yeniden tanımlanan sahil şeridinde konumlanıyor. Su kenarındaki tarihi konaklara referans veren oranlara sahip tuğla bloklardan oluşan bir kütle kompozisyonu tanımlayan proje, bilim, edebiyat ve barış alanlarındaki mirasını kamusal bir anlatı mekânı üzerinden aktarıyor.

Zemin katta, suya açılan bir fuaye, sergi alanları, mağaza ve restoran yer alırken; yapı boyunca uzanan sahil yürüyüş rotası Fotografiska ve Stadsmuseet gibi komşu kültür yapılarıyla bağlantı kuruyor. Ağırlıklı olarak ahşap taşıyıcı sistemle inşa edilecek olan yapı, geri kazanılmış kırmızı tuğlalarla kaplanan cephesiyle Stockholm’ün kamusal mimari geleneğine göndermede bulunuyor. İnşaatın 2027’de başlaması, merkezin ise 2031’de tamamlanması planlanıyor.
Swissôtel & Raffle Residences Sea Breeze | MAA – MELIKE ALTINISIK ARCHITECTS

MAA – Melike Altınışık Architects tarafından Azerbaycan’ın Bakü kentinde tasarlanan Swissôtel & Raffle Residences Sea Breeze, Hazar Denizi kıyısında konumlanan simgesel bir karma kullanımlı proje olarak dikkat çekiyor. 13 katlı yapı; 150 otel odası ve 458 markalı rezidansı bir araya getirerek, kısa süreli konaklama ile uzun vadeli sahil yaşamını bütüncül bir program altında buluşturuyor. Proje, Eylül 2025 itibarıyla inşaat sürecine girdi.

Mimari dil, dalga hareketleri ve kıyı rüzgârlarından ilham alan akışkan geometriler üzerinden şekilleniyor. Katmanlı cephe yüzeyleri ve vurgulu düşey elemanlar, ışıkla birlikte değişen dinamik bir cephe karakteri oluşturuyor. Swissôtel’in konfor ve sade zarafet anlayışı, MAA’nın çağdaş mimari yaklaşımıyla birleşerek Sea Breeze kıyı şeridinde yeni bir yaşam standardı tanımlıyor.
South Tyrol Museum Depot | Peter Pichler Architecture

Peter Pichler Architecture tarafından Güney Tirol’de tasarlanan South Tyrol Museum Depot, bölgenin peyzajına uyumlanan köşeli yeşil çatısıyla öne çıkıyor. Müze deposu; sergi alanları, arşivler, laboratuvarlar ve ofisleri tek bir yapı altında toplayarak, bölgeye ait kültürel ve arkeolojik mirasın korunmasını ve araştırılmasını amaçlıyor. Yapı, kamu-özel sektör ortaklığı modeliyle hayata geçirilmek üzere onaylandı.

Dağ siluetinin devamı gibi kurgulanan eğimli çatı, sokak seviyesinden yükselerek cam cepheli bir fuayeyi tanımlıyor. Giriş alanındaki spiral merdiven, kontrollü sıcaklık ve nem koşullarına sahip yer altı depolama alanlarına bağlanıyor. Ofisler ise merkezi üçgen avluya açılarak hem doğal ışık alan hem de içe dönük bir çalışma atmosferi sunuyor.





















Yorum Yazın!